|
|
Yazar Yrd doç.Yasemin Özdener
08-10-2008 |
|||||||
|
|||||||
|
|
|||||||
|
#1
By
oguztr
on
08-10-2008, 15:41
|
|
Doğayı korumak hem vatani hem dini olarak görevimizdir.Nasılki atalarımızın doğaya yaptığı tahribatı ormanlarımızı yok edişini sitemle ve üzüntüyle yad ediyorsak gelecek nesillerimizinde bizi kötü anmaması ve yine atalarımızdan aldığımız mirası geliştirerek korumamız şarttır.Teşekkürler hocam dünyanın en güzel bitki örtüsüne sahip anadolomuza bizde sahip olalım
|
|
#2
By
buzukpara
on
08-10-2008, 16:23
|
|
Endemik tür sayısı ve endemizm oranı yüksek olan Batı Palearktik ülkeleri (Davis,Heywood ve Hamilton, 1994).
Ülke Tür (çiçekli bitki ve eğrelti) Endemik tür Endemizm (%) Türkiye 8897 3022 34,4 İran 8000 1400 17,5 İtalya 5600 712 12,7 Fas 3675 625 17,0 Hoş görünüze sığınarak, duyarlı yazınıza yukarıdaki tabloyu eklemek ihtiyacı hisset'tim , tabloda'da görüldüğü üzere, ülkemizin nekadar özel bir coğrafi yapıya sahip olduğu ve bizlerinde işaret ettiğiniz gibi, gerekli hassasiyeti göstermemizi vurguladığınız için teşekkürlerimi kabul etmenizi rica ederim. Saygılarımla. |
|
#3
By
türkkızı7766
on
17-10-2008, 20:44
|
|
Aktarların sattığı maddelerin birçoğunun kozmatik sanayide de kullanıldığını eklemek isterim. Mısır'da Ramses zamanında bazı bitkilerden mumyalanmada yararlanıldığını duymuştum. İstanbul'da Mısır Çarşısı'ndaki aktarların sağlık açısından her tür bitki hakkındaki edindikleri bilgilere şaşırmamak mümkün değil.
Güzel konuya değinmişsiniz emeğinize sağlık. |
|
#5
By
buzukpara
on
09-11-2008, 19:26
|
|
Erzurum'da 72 tür bitki yemeklerde kullanılıyor
Erzurum’da 72 tür bitkinin yemeklerde kullanıldığı belirlendi. Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Özkan Aksakal, Erzurum’da yiyecek olarak tüketilen bitki çeşitlerini araştırdı. Erzurum’da 30 köyde 200 civarında vatandaş ile görüşen araştırma görevlisi Özkan Aksakal, 20 familyaya ait 72 tür bitki çeşidi belirlendi. Bu türlerin bir tanesinin toprak üstü kısımları, 14 tanesinin gövdesi, 18 tanesinin yaprakları, 18 tanesinin meyveleri, 1 tanesinin rizomları, 1 tanesinin toprak altı kısımları, 4 tanesinin tohumları, 3 tanesinin genç sürgünleri, 1 tanesinin tuberleri, 4 tanesinin soğanı, kullanıldığı belirlendi. Erzurum’da halk tarafından tüketilen 72 tür bitkinin çoğunlukla; ballıbabagiller, gülgiller, maydanozgiller ve topluçiçekgiller familyalarına ait olduğunu belirlediklerini ifade eden Aksakal, türlerin çiğ veya pişirilerek tüketildiğini, bazılarının baharat, bazıların ise turşu yapımında kullanıldığı tespit edildiğini ifade etti. Aksakal’ın yaptığı araştırmaya göre Erzurum’da yiyecek olarak ta tüketilen bazı bitkilerin isimleri şöyle: “Aş otu, kişniş, boğa dikeni, kenger, gaz yağı, çaşur, kılır, peynir otu, dulkarı otu, deve kangalı, katır tırnağı, dağ pancarı, it üzülü, gelin parmağı, dağ nohutu, arpa bezelyesi, yarpuz, nane otu, yabani iğde, kalağan, ser sakızı, adaçayı, kekik otu, ebem kömeği, haşhaş, madımak, kuşekmeği, muşmula, aluç, kara kuşburnu, böğürtlen, yaban gülü, kıllı kuşburnu, ısırgan, ekşi kulak, kuzu kulağı.” Kültüre alınan bitki sayısı 3 bin İnsanlar çok eski zamanlardan beri bitkileri gıda, tedavi amaçlı, boyar madde olarak kullandığını ifade eden Aksakal, şunları kaydetti: “Özellikle sentetik gıdaların obeziteye yol açmasının anlaşılmasıyla birlikte son zamanlarda sadece kültüre alınmış bitkisel gıdalarla beslenme günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Gıda elde etmek için kültüre alınmış bitki sayısı yaklaşık 3 bin kadardır. Yine gıda olarak kullanılan 10 bin civarında yabani tür belirlenmiştir. Bu türler sahip oldukları zengin mineral , vitamin ve lif içeriklerinden dolayı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğunlukla kullanılmaktadır. Özellikle kırsal kesimlerde yaşayan halk ekonomik nedenlerden dolayı bu türlerle yakından ilgilenmektedir. Onlar genellikle bu bitkilerin meyve, tohum, kabuk yaprak, yumru gibi kısımlarını kullanmaktadırlar.” 24.07.2008 |
|
#6
By
buzukpara
on
13-11-2008, 10:29
|
|
Anadolu sığla ağacı (Liquidambar orientalis), Altingiaceae familyasından dünyada yalnızca Türkiye'de Fethiye ve Muğla civarında yetişen endemik sığla ağacı türü. Ağaç, 20 metreye kadar boylanabilir, görünüş olarak çınara benzer. Karaçamlarla karışık ormanlar oluşturur. Uzun ömürlü bir ağaçtır.
Konu başlıkları • 1 Özellikleri o 1.1 Kabuk o 1.2 Sürgünler o 1.3 Yapraklar o 1.4 Çiçekler o 1.5 Meyveler • 2 Sığla yağı o 2.1 Tarihte o 2.2 Eldesi o 2.3 Bileşimi o 2.4 Kullanımı • 3 Dağılımı ![]() [Burada konuyla ilgili link bulunmaktadır.Ancak üye olmadığınızdan size kapalıdır.. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Özellikleri Kabuk Kabuk gençken çatlaksız yaşlıyken çatlaklıdır. Kabuklar gençken rengi grimsi, yaşlanınca grimsi kahverengi veya kahverengiye döner. Sürgünler Genç sürgünler önce yeşilimtrak, sonra kırmızımsı-kahverengi olup, incedir. Çıplak ve parlak olan sürgünler üzerindeki lentiseller küçüktür ve çıplak gözle görülebilir. Yan tomurcuklar sürgünlere çok sıralı sarmal dizilmiştir ve sürgüne az çok yatıktır. Tepe tomurcuğu yan tomurcuklardan biraz daha büyüktür. Yumurta şeklinde, elipsoid ve sivri uçlu olan tomurcuklar parlak olup pulların kenarı hafif kirpikli, kahverengi sürmeli ve çıplaktır. Pulların rengi elma yeşili-kahverengidir. Ovuşturuldukları zaman aromatik olup, üzerinde 3 adet iletim demeti izi taşır. Yapraklar Beş loplu ve ışınsal damarlı olan yapraklarda her bir lop genellikle ikincil olarak loplara ayrılır. Ucu küt veya sivri olan lopların sayısı ender olarak 3 veya 7'dir. Yaprakların kenarı ince ve muntazam dişlidir. Yaprak ayasının tabanında, ana damarların birleştiği yerde tüy demetleri saplanmış olup, bazı yapraklarda söz konusu tüyler yok denecek kadar azdır. Üst yüzleri tamamen çıplak ve parlak yeşildir. Yaprağın sapı ince ve oldukça uzundur. Erkek çiçekler kurul şeklinde ve tomurcukların üst ekseninde bulunanlar sık ve sapsız, alt tarafında bulunanlar ise daha seyrek olarak yerleşmiştir. Çiçekler Çiçekler küre şeklinde, üzerleri küçük kırmızımsı çiçeklerle bezenmiştir. Çiçek olgunlaşınca dikenli kozalağa dönüşür ve grimsi-yeşil renk alır. Dişi çiçekler ilk oluştukları zaman renkleri yeşil olup daha sonraları kırmızımsı renk alır. Üzerleri hafif tüylü olup, meyve içinde dökülmeden kalırlar ve sertleşip odunsu bir yapı kazanırlar. Meyveler Meyve uzun bir sapın ucunda, aşağıya doğru sarkık olarak durur. Olgunlaştıkları zaman sertleşir, kapsüller açılır ve tohumlar dökülür. Çok küçük kanatlı olan tohumun rengi koyu kahverengidir, basık, dip tarafı yuvarlak, uç kısmı sivridir. Tohum kabuğu parlak, ince ve serttir. Sığla yağı Sığala yağı iyi bir antiseptiktir. Eczacılıkta, parfümeride ve ayrıca buhur olarak kilise vb. yerlerde kullanılır. Kuru yongaları çeşitli ayinlerinde tütsü olarak kullanıldığından ağaca "günlük ağacı" denir. Ağacın kabuğunun yaralanmasıyla, özünden elde edilen bir çeşit balsam olan "Sığla yağı" özellikle parfüm sanayinde kullanılan önemli bir hammaddedir. Ağacın önemi, elde edilen bu yağdan kaynaklanmaktadır. Eskiden Türkiye'de 20 ton dolaylarında sığla yağı elde edilirken, günümüzde ormanların azalmasıyla yılda ancak 3-4 ton sığla yağı elde edilebilmektedir. Yağa, yurtiçinden ve yurtdışından yoğun talep olmakla berbaber, yeterli miktarda üretim olmadığı için bu talep karşılanamamaktadır. 2000'li yıllarla birlikte artık parfümeri sanayinde sentetik fiksatörler kullanıldığından eskiden olan talepler azalmış ve sığala yağı üretimi 1 tona kadar düşmüştür. Tarihte Geçmişte Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın "aşk iksiri" ve parfüm olarak kullandığı sığala yağı, Hipokrat döneminden beri ilaç olarak da kullanılmıştır. Eski Mısırlılar sığala yağını mumyalama işlemleri sırasında da kullanmışlardır. Batmış Fenike gemilerinden çıkarılan içi sığala yağı dolu amforalar geçmişte sığla yağının Akdeniz ticaretinde önemli bir yer tuttuğunu göstermektedirler. Eldesi Sığla yağı elde etmek için bahar aylarında ağacın gövdesine çizikler çizilir. Temmuz ayından itibaren gövde üzerinde biriken salgı ve kabuklar özel bıçaklar ile kazınarak toplanır. Bu salgı ve kabuklar sıcak su ile kaynatıldıktan sonra özel preslerde sıkılarak sığala yağı elde edilir. Bileşimi Sığla yağının bileşiminde kokusunu veren sinnamik asit, uçucu yağlar ve reçine bulunur. Yağ, antiseptik özelliğe sahiptir. Parazitlere karşı etkilir. Ciltte yumuşatıcı, rahatlatıcı, iltihap giderici ve yara iyi edici etkileri bulunmaktadır. Halk tarafından özellikle mide rahatsızlıklarında ve yaraların iyileştirilmesinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda temizleyici ve ter kokularını giderici olarak da kullanılır. Kullanımı Bu yağ, parfümeride sabitleyici (fiksatör) olarak kullanılmaktadır. Yani parfüm içersindeki güzel kokuların uçmamasını sağlar. Bu nedenle sığla yağı parfüm sanayinde önemli bir hammaddedir. Bunun yanı sıra sığla yağıyla yapılan sabunlar cilt yumuşatıcı etkiye ve güzel kokuya sahiptir. Dağılımı Türkiye'de doğal olarak bulunan Anadolu sığla ağacı, özellikle Marmaris çevresi,Fethiye, Köyceğiz ve Dalaman Çayı dolaylarında endemik olarak bulunur. Isparta ve Burdur arasında da dar bir yayılışı bulunmaktadır. Türkiye'de iki alt türü bulunmaktadır. Bu bölgelerde eskiden ormanlar oluşturan ağaçlar, günümüzde küçük korular halinde bulunmaktadır. |
|
#7
By
corumluemrah
on
28-10-2009, 22:56
|
|
paylaşımınız için teşekkürler.
|
|
#8
By
corumluemrah
on
28-10-2009, 22:56
|
|
paylaşımınız için teşekkürler. gerçektenz zevkle okudum
|
|
#9
By
buzukpara
on
07-04-2010, 12:57
|
|
Türkiye, biyolojik zenginlik bakımından son derece önemli bir ülkedir. Çünkü Anadolu’daki bitki türünün sayısı hemen hemen Avrupa kıt’asındaki tür sayısına eşittir. Hayvan türlerinin sayısı ise Avrupa kıt’asındaki tür sayısından çok daha fazladır. Alt türler de dikkatle alındığında bu biyolojik zenginliğin çok daha büyük boyutlarda olduğu görülür. Ayrıca Anadolu; birçok bitki ve hayvan türünün ana vatan olarak bilinmektedir. Örneğin; badem, kayısı, buğday, nohut, mercimek, incir, lale, çiğdem vb. bitkilerin ana vatanı Anadolu topraklarıdır. Günümüzde ıslah edilmiş türlerin birçoğunun yabani şeklini, hala Anadolu’da bulmak mümkündür. Yine tarla bitkilerinin 1/3’ünün Anadolu kökenli olduğu söylenebilir. Ancak, “nasıl olsa Türkiye biyolojik kaynakları bakımından zengin bir ülkedir, bir şey olmaz” diyerek bu zenginliğe zarar verilmemelidir. Aksine biyolojik zenginliğin korunması için son derece duyarlı olmak gerekir. Çünkü Türkiye’de artık gözle görülebilir bir doğa yıkımı yaşanmaktadır. Bilgisizce ve sorumsuzca step alanlar tarla yapılmakta, ormanlar yakılmakta, ağaçlar kesilmekte, orman içeri yerleşime açılmakta, deniz kıyıları betonlaştırılmakta, göller ve akarsular çeşitli atıkların boşaltılmasıyla hızla kirletilmektedir. Ayrıca, Türkiye’de hızlı bir erozyon olayı da yaşanmaktadır. Bir ülkenin tüm bitki ve hayvan türleri hem o ülkenin hem de dünyanın biyolojik zenginliklerinden sayılır. Yurdumuzda hayvancılık, balıkçılık, ormancılık, eczacılık ve sanayi açısından önem taşıyan pek çok tür vardır. Yalnızca yakın çevrede bulunan türler değil yabani türler de önemlidir. Çünkü elde edilmek istenen özellikler dikkate alınarak bu canlılar arasında gen aktarımı yapılabilmektedir. Yeryüzünde mısır, pirinç, buğday gibi besin olarak yetiştirilen tür sayısı giderek azalmaktadır. Yabani türlerden yetiştirilen türlere istenilen özellikleri taşıyan genler aktarılarak ürün miktarı ve kalitesi artırılabilmektedir. Sığır, koyun, keçi ve kümes hayvanları önemli besin kaynağını oluşturur. Bitkilerden üretilen antibiyotikler, ağrıkesiciler, kalp ve kanser ilaçları, hormonlar tıp ve eczacılık açısından önemli bir yer kapmaktadır. Çeşitli bitkilerden elde edilen zamklar, nişastalar, alkol ve reçineler kimya sanayiinin başlıca maddelerindendir. Bunun yanında biyolojik zenginlikler, oluşturdukları doğal güzellikle turizm açısından da önem taşır. Bunlardan başka bütün canlıların doğada ekolojik görevleri vardır. Canlılar birbirleriyle etkileşim içerisinde bulunarak yaşanılan ortamı sağlıklı tutarlar. Örneğin; hayvanların solunum sonucu verdiği karbon dioksit bitkiler tarafından besin üretiminde kullanılır. Bir canlı diğer bir canlının besinini oluşturur. Böylece doğada madde birikimi ve bir canlı türünün aşırı çoğalması engellenmiş olur. Yaşamımız için gerekli olan canlılardan ancak sağlıklı bir doğaya sahip olduğumuz sürece yararlanabiliriz. Varlığımız yalnızca ekonomik değerleri olanları değil tüm canlıları korumamıza bağlıdır. Biyolojik zenginliğin korunması için yapılacak işler genel hatlarıyla şöyle özetlenebilir: -Canlı türlerinin yaşama alanları koruma altına alınmalı ve bu yönde gerekli yasalar hemen çıkarılmalıdır. -Halk bu konularda bilinçlendirilmeli, olaylara karşı duyarlı hale getirilmelidir. -Bilimsel araştırmalarla, Türkiye’nin biyolojik zenginliği ayrıntılarıyla saptanmalı, her tür için alınacak önlemler belirlenerek bunlar etkili şekilde uygulanmalıdır. -Türkiye’deki erozyonu önlemek için gerekli önlemler alınmalıdır. -Av yasaklarına uyulup uyulmadığı etkin bir şekilde denetlenmelidir. İsmet Nakipoğlu |
![]() |
| Currently Active Users Viewing This Article: 1 (0 members and 1 guests) | |
| Bookmarks |
| Yazı yönetimi | |
| Stil | |
|
|